Köyümüzün en önemli yemeklerinden biri lahana ve lahana haşlamasıdır. Yemek lahana olunca resimde gördüğünüz kutal kaçınılmaz bir alettir. Tam anlamıyla halen kullanılan ilkel bir mikserdir. Çam ağacının en uç büyüme noktasından yapıldığı için aynı zamanda geleneksel katliam özelliğini de taşır. Siz hiç keskin kokan iç yağı ve kırmızı biberi yeni konmuş gürül gürül yanan bir sobanın üzerindeki kazanın içindeki lahanayı kutalla karıştırdınız mı? Eğer cevabınız hayır ise daha yaşayacağınız çok zevk var demektir. Eğer cevabınız evetse bunu yapmaya devam edin.
A.EVLİLİK VE DÜĞÜN
Evlilik, kadın ile erkek arasında yaşamlarını sürdürebilmelerini sağlayan yasal ve toplumsal bir sözleşmedir. Evliliğin temel amacı iyi bir yuva kurmak, çoluk çocuk sahibi olmak, onları iyi yetiştirmek, soyun devamını sağlamaktır.
Evlilik geleneği dünyanın her yerinde görülmekle birlikte eş seçimi, evlilik törenleri bakımından yöreden yöreye farklılık gösterir.
Türk toplumunda aile kutsal kabul edilir ve önemsenir. Geleneklere bağlı devamlılığa özen gösterilir. Kadın ve erkek arasındaki haklar ve sorumluluklar geleneklere göre belirlenir.
Bugün çağdaş toplumlarda insanlar eşlerini seçmekte özgürdürler. Yaşamlarını kendi isteklerine göre yönlendirirler. Evlenen çiftler “baba evi” nden ayrılarak kendilerine yeni bir yuva kurarlar.
Oysa bundan yüzyıl öncesinde- şimdilerde bile- evliliğe genç çiftin anne babası karar verirdi. Yeni evlilerin, damadın anne ve babasıyla oturması köklü bir gelenekti. Böylece anne, baba, kızlar, gelinler, damatlar, torunlar aynı çatı altında geniş bir aile oluşturuyordu. Tarıma dayalı geleneksel yapıyı koruyan bu adet bugün azalmakla birlikte devam etmektedir. Türkiye’nin kırsal kesimlerinde geleneksel aile tipi yaygındır. Son 40 yıldır iç göçler ve kentleşme nedeniyle geniş aileler parçalanarak yerlerini çekirdek ailelere bırakmıştır.
Bekarlıktan evliliğe geçişte dünyanın hemen hemen bütün ailelerinde din, gelenek kültürüne uygun törenler düzenlenir. Türk toplumunda da bu böyledir. Ayrıca yörenin ekonomik yapısı, toplumsal ilişkilerin biçimi gibi öğeler de düğün törenlerinin düzenlenmesinde önemli olmaktadır. Evlilik törenleri Türk toplumundaki mozaiğe bağlı olarak çeşitlilik gösterir. Öyleki bir ilin, ilçe ve köyleri arasında bile farklılıklar görülebilir.
Eskiden evliliklerde mal, mülk, zenginlik ilk tercih sebebi sayılıyordu. Günümüzde ise iyi bir iş sahibi olmak, iyi ahlâklı, olmak ve eşler arasında uyuma önem verilmektedir.
Karadeniz bölgesinde de temelde aynı olan evlilik töreni, illerde, ilçelerde Köylerde yerel özelliklere göre birbirinden farklı incelikler göstermektedir. Trabzon’un köyü Sugeldi de da evliliğe geçiş süreci kendine özgü, yerel bir nitelik taşımaktadır.
Sugeldi de eskiden akraba evliliğine önem verilirdi. Bunun en önemli nedeni topraktı. Tarıma dayalı bir yaşantının olduğu eski dönemlerde arazinin bölünmemesi, “yabana“ gitmemesi için akraba evliliği yapılırdı. Dağlık engebeli bir arazi olan Karadeniz’in bu yöresinde de toprak çok değerliydi. Hâlâ da öyledir. Günümüzde ise çalışmak için büyük şehirlere giden yöre halkı oralarda yerleşmekte ve toprağa eskisi kadar itibar etmemektedir. Değişen yaşam koşulları ve akraba evliliğinin sakıncalarının bilinmesi ile akraba evliliği pek itibar görmemektedir.
Evlilik, evlenecek bireyler ve aileleri için değişik anlamlar taşır. Evlilik, erkek için “erkek” olmanın başka bir aşamasıdır. Bunun ilki sünnet ,ikincisi askerlik, üçüncüsü ise evliliktir. Evli erkeğe toplumda saygı gösterilir,değer verilir. Bazı yörelerde çocuk sahibi olmak şartı da aranır. Bu nedenle evli çiftin tez elden çocuk sahibi olması istenir.
Erkek, evinin namusunu korumakla, maddi ihtiyaçlarını karşılamakla sorumludur. Bu nedenle erkek,evin direği olarak görülür ve aile içinde erkeğe ayrı bir önem verilir. Her şeyin en iyisinin erkeğe verilmesi bu değerin bir ifadesidir
Evlilik, evlenecek genç kız için de bir geçiş dönemidir. Küçüklüğünden itibaren çeyiz hazırlamaya başlatılan kız kendini evliliğe hazırlar. Eskiden 13–15 yaşında evlenen kızlar varken günümüzde on sekizden sonra, hatta daha da geç evlenme olabilmektedir. Toplumumuzda eskiden beri genç kızda çalışkan, temiz ve iyi ahlaklı olma gibi özellikler aranır. Karadeniz’de kadın tarlada çalıştığı için genç kızın güçlü, kuvvetli ve çalışkan olmasına da önem verilirdi. Bu değerlere iyi eğitim almış olmayı, sosyal çevreye uyumu da katabiliriz.
Evlilik, evlenen çiftlerin ana, babaları için de ayrı bir anlam taşır. Erkeğin anası, babası aslan gibi bir oğlan yetiştirmenin ortak sevinç ve gururunu duyarlar. Aile, yaşlılık ve kötü günlerinde yanlarında olacak bir oğulları olduğu için kendilerini bahtiyar sayarlar. Bu nedenle Köyde erkek evlada büyük ilgi gösterilir ve erkek çocuk doğunca çok sevinilir. Kız ana,babası ise el emeği göz nuru ile yetiştirdikleri kızlarını ele vermenin burukluğunu yaşarlar. El kapısında kendilerini utandırmamaları, ağır başlı, ölçülü olmaları konusunda kızlarına ata öğüdü verirler.
Eskiden Anadolu’nun çoğu yörelerinde olduğu gibi Sugeldi de da evlenecek çiftin birbirinin tanıması söz konusu değildi. Çoğu zaman gelin ile damat birbirini gerdek gecesinde görürdü. Evlilikler görücü usulü ile yapılır, gençlerin görüşleri alınmazdı.
Günümüzdeki evliliklerde de görücü usulü yaygınlığını korumaktadır. Tanışarak yapılan evlilikler de yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Ancak günümüzde görücü usulü ile evlenme yeni bir boyut kazanmıştır. Gelin adayı yakın bir çevreden ise erkeğin fikri sorulduktan sonra kız istenmektedir. Tanıdık bir çevreden değilse kız beğenildikten sonra kızla oğlan birbirlerine gösterilir. Bu gösterme işlemi ya ailenin yanında ya kız evinde ya da müsait olan bir yerde gerçekleştirilir. Gençlerin, yalnızca birbirlerini görmelerine yönelik bu görüşmede, karşılıklı konuşma ya da yalnız kalmaları söz konusu değildir
Eğer kız ile oğlan imecede ,düğünde veya herhangi bir yerde birbirlerini görmüş ve sevmiş ise evlenmelerinde -günümüzde olduğu gibi- bazı engeller çıkmaktaydı. Bu engelleri aşamadıkları zaman çareyi kaçmakta bulanlar da olurdu. Kız ile oğlanın beraber kaçması olayına “uyma” adı verilir. Şayet kız istemeyip de oğlan kızı zorla kaçırırsa buna da “kaçırma” denir. Az rastlanan uyma ve kaçma olayları şu sebeplerden kaynaklanır:
1-Eğer kız ile oğlan birbirlerini ister de anne ve baba buna karşı çıkarsa,
2-Düğün masraflarının getireceği yükten kurtulmak için,
3-Oğlanın isteyip de kızın istememesi halinde,
4-Eskiden olup da şimdi olmayan başlık parasından kurtulmak için.
Kızın kaçması veya kaçırılması olayları vuku bulduğu zaman kızın ailesi ile samimi olan veya köyün ileri gelenlerinden bazıları kız ve erkek evinin barışması için aracılık (Ehtiyarlık) yaparlar. Kız evinin gönlü yapılmaya çalışılır. Eskiden kaçan ya da kaçırılan kız tarafını razı edebilmek için ara buluculuk esnasında başlık parası 2-3 kat ödenirmiş.
Türkiye’nin pek çok yerinde eskiden beri mevcut olan “beşik kertmesi” hadisesi yöremizde Köyümüzde de vardır. Ancak beşik kertmesi yapılan çocukların evlenecek çağa geldiklerinde birbirleriyle evlenmedikleri görülür.
1. Görücülük
Oğlu evlenme çağına gelen aile çevrede kız aramaya başlar. Kendilerine tavsiye edilen kızın evine habersizce bir iki kadın bakmaya gider. Bunlara “miyanci” denir. Eskiden kız bakmaya gelindiğini ifade etmek için kaynana adayları çoraplarını ters giyerlerdi. (Farklı renklerde çoraplar da giyilirdi) Bu ziyaretler genellikle sabah saatlerinde yapılır, öğleden sonra yapılmazdı. Bunun nedeni ise kızın erken saatlerde kalkıp evin temizliğini, yapıp yapmadığını kontrol etmektir.
Kızı görmeye giden kaynana adayı iplik yumağını yanlışlıkla olmuş gibi divanın altına yuvarlar, sonra yumağı oradan alır. Yumak kirlenirse o kızın temiz olmadığına kanaat getirir ve kızı istemezdi. Kız evine gidenler; kapı arkalarına, halı altlarına bakar, abdest almak gibi bir bahaneyle banyoya girer, temiz olup olmadığını araştırırlardı. Buralarda toza, örümcek ağına rastlanırsa kızın temiz, titiz olmadığına kanaat getirilir ve ona talip olunmazdı. Derede çamaşır yıkayan kızlar da izlenir, derenin ortasında değil, kenarında iş gören kızlar beğenilirdi.
Tüm sınamalardan sonra kız beğenilmişse “hayırlı bir iş için tekrar geleceğiz” diyerek müsaade alınır ve görücüler evden ayrılırlardı. Günümüzde de bu gelenek kısmen de olsa devam etmektedir.
2. Dünürcülük-Kız İsteme
Yörede kız isteme oğlandan çok aile büyüklerinin isteğine bağlıdır. Evlenecek olan gençler birbirlerini sevmiş, aralarında anlaşmış olsalar dahi bu konuda son söz aile büyüklerinindir.
Beğenilen kızı istemek için kız evine genellikle haberli bazen de habersiz gidilir. Kızı istemeye gidenlere “Dünür-dünürcü” denir. Kız istemeye giderken anne ve babanın yanında komşu ya da çevrede hatırlı kişilerden birkaç kişi alınarak gidilir. Bu her zaman böyle olmayabilir. Kısa bir sohbetten sonra asıl maksada geçilir. “Allah’ın emri, Peygamber’in kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz” diyerek kızı isterler. Kız tarafı “kızımıza soralım” diyerek düşünmek için zaman isterler. Bu zaman istemek erkek tarafını araştırmak içindir.
3. Nişan-Nikah
Nişanlar günümüz nişanlarından farklıydı. Erkek ve kız tarafı birer bohça hazırlardı. Eskiden erkeğe gümüş yüzük, keten gömlek, yün çorap, yakasız gömlek; kıza ise gümüş hamayel, ipek peştamal, yazma, zıbın, horasanlı kuşak, has önlük, çarık, etek gibi giysiler bohça içinde gönderilirdi. Nişan bohçasına iç çamaşırı koymak ayıp sayılırdı. Bohçaların içine yüzükler konulur ve kız ve erkek tarafı bu bohçaları birbirine sunarlardı. Erkek ve kız bu nişanda yüzükleri takıp resim çektirmek bir yana, birbirlerini dahi görmezlerdi. Gümüş hamayeli, kız nişanlı olduğunu belirtmek için takardı. Ailesinden utandığı için yüzüğünü düğün gününe kadar takmazdı.
Günümüzde ise erkeğin bohçasına gömlek, kravat, pijama, çorap, terlik, tıraş takımı, iç çamaşırı, havlu; kızın bohçasına ise baş örtüsü, peştamal, havlu, iç çamaşırı, elbiselik kumaş gibi eşyalar konulmaktadır.
Nişanlı bohçasına konulanlar her iki tarafın ekonomik durumlarına göre değişir. Kız tarafı erkeğin; erkek tarafı kızın yüzüğünü alır, nişan bohçasını birbirlerine verirler. Söz kesildikten sonra erkek ve kız tarafı özel günlerde birbirlerini ziyaret ederler. Bu ziyaretler esnasında çeşitli hediyeler götürülür. Bazı köylerde Kurban Bayramı’nda kız tarafına koç gönderme âdeti de vardır. Daha önceleri kız, oğlan evine gitmez; ancak oğlan kızın evine giderdi. Bu ziyaret esnasında kızın ailesi, kızı oğlandan gizlemeye çalışırdı. Erkek ve sözlüsü nişanlılık dönemlerinde ancak kaçamak olarak görüşebilirlerdi.
Nişan yapılacağı akşam, erkek tarafından damadın da aralarında bulunduğu bir grup kız evine gelir. Burada kemençe ile horonlu şenlikler yapılır, silah atılır, sabaha kadar eğlenilir. Bu tür eğlencelerde genç kızlar ve delikanlılar birbirlerine atma türküler söylerlerdi.
Nişan yapmaktaki maksat, kız ile oğlanın birbirlerine ait olduğunu duyurmaktır. Eskiden nikah, genelde gerdek gecesi kıyılırdı. Fakat nadiren de olsa nikahın nişanda kıyıldığına rastlanırdı. Günümüzde ise dinî nikah nişanda; resmî nikah düğüne yakın zamanda ya da düğün salonlarında, düğün esnasında kıyılmaktadır.
Dinî nikah ister nişan gecesinde ister gerdek gecesinde kıyılsın evliliğin tatlı geçmesi için mutlaka tatlı yenir ve şerbet içilirdi. Nikah kıyılmadan önce hazırlanan şerbet, nikah kıyıldıktan sonra törende bulunanlara ikram edilirdi. Bir bardağın yarısını damat, diğer yarısını ise gelin içerdi. Bu şerbetten ayrılan iki bardak şerbet saklanıp gerdek gecesinde gelin ve damada içirilirdi. Bu gelenek bugün de devam etmektedir.
Nişan gerçekleştiği andan itibaren silah sesleri duyulurdu. Nişandan sonra yemek faslı gelirdi. Yemekte günümüzdeki gibi pasta, meyve suyu vs. gibi ikramlar yoktu. Yemek olarak pilav ve komposto ikram edilirdi. Ayrıca ayran, makarna, sütlaç gibi çeşitler de mevcuttu.
Söz esnasında babanın istemiş olduğu bahşiş (başlık parası) o akşam kızın babasına verilirdi. Baba bu parayla kızına eşya, takı gibi şeyleri alırdı. Günümüzde ise başlık parası geleneği kaldırılmıştır.
Nişanda yapılan bütün masraflar kız evi tarafından karşılanır. Nişan için kız ve erkek tarafı birbirlerine hazırladıkları bohçaları verirler. Kıza nişan yüzüğü, bilezik gibi takılar takılır. Nişanda düğün için gerekli her şey konuşulur ve karara bağlanır. Bundan sonra düğün hazırlıkları hızla sürdürülür. Eskiden nişanlılık dönemini uzun tutmazlardı. Bu süre uzarsa anlaşmazlıklar çıkabileceği, dedikodular olabileceğinden endişe edilirdi.
4. Düğün Hazırlıkları
Düğün öncesinde iki ailenin önde gelenleri “ağırlık” (eşya kesme, çeyiz kesme) denilen alışveriş için çarşıya gider. Bu alışverişte gelinin ihtiyacı olan eşyalar alınır. Ayrıca kız ile beraber gelen kızın yakınlarına da hediyeler alınır. Önceleri,söz kesilme esnasında konuşulanlara göre, kızın bütün ailesine de hediyeler alınırdı.
Bu alışverişte listeye harfiyen uymak zorunluydu. Zira yanlış bir markanın alınması bile bütün hazırlıkları heba edebilmekteydi.
Eski zamanlarda para bulmak oldukça zor olmasına rağmen erkek tarafı istenilen hazırlıkları tamamlamaya çalışırdı. Kız tarafı ise elbise diktirirdi. Bu elbiseler çok önemliydi. Bunların çoğu ipekten olup pahalıydı. Kız tarafı, horasan kuşağı, ipek peştamal, dolaylık (önlük), entari satın alırdı. Bu hazırlıklar genellikle 20 gün sürerdi. Ön hazırlıklar tamamlandıktan sonra düğünün asıl hazırlıklarına geçilirdi. Yörede düğünler, genellikle güzün ve kışın yapılırdı. Daha çok ekonomik ve toplumsal nedenlerden dolayı böyle yapılırdı. Çay, fındık gibi ürünlerin paraları çoğunlukla bu zamanlarda ele geçerdi. Ayrıca güzün yaylacıların,kışın da gurbetçilerin eve dönüş zamanlarıdır. Dinî yönden sakıncalı olduğu gerekçesi ile halk iki bayram arasında düğün yapmazdı. Ayrıca Mart ayının dokuzu (Miladî takvim 22 Mart), kurt kızanı (kurtların uluma zamanı) ve Salı günleri uğursuz kabul edildiği için bu günlerde; “gelinin ömrü kısa olur” diye küçük (Şubat) ayında düğün yapılmazdı. Düğünler çoğunlukla Perşembe günleri yapılırdı. Günümüzde ise, çoğunlukla Pazar günü düğün yapılır. Düğünler genellikle üç gündür. İlk gün kızın eşyası gider, ikinci gün “kına gecesi” olur, üçüncü gün ise gelin alınır. Eskiden dördüncü gün de kız tarafından gelen alayın katılmasıyla “cumalık” yapılırdı.
Düğüne davet: Düğünden bir hafta on gün kadar önce ev ev dolaşılarak sözlü olarak yapılırdı. Bu davet esnasında bisküvi ikram edilirdi. Kız ve erkeğin yakın akrabaları ekmekle; köyün muhtarı ise tavuk ile düğüne davet edilirdi. Kız tarafı daha önceki damatlarını bir tepsi baklava ile davet ederlerdi. Günümüzde ise düğüne davet, ilçe merkezinde büyük ölçüde düğün davetiyesi bastırılarak yapılır; köylerde ise, davetiye bastıranlar olduğu gibi, sözlü çağrı ile yapanlar da vardır.
Sandık gönderme: Düğünden önceki bir hafta içerisinde kızın çeyizi erkek tarafından gelenlerle beraber, oğlan evine götürülür. Çeyizi yerleştirmek için kız tarafından birkaç kadın da çeyizle beraber giderdi. Kızın sandığı babanın evinden çıkartılırken kızın kardeşi veya bir yakını sandığa otururdu. Ona bahşiş verilerek sandığın üzerinden kalkması sağlanırdı. Güvey evinde kızın çeyizi, geline verilen bir odada kız tarafından gelen kadınlarca yerleştirilerek sergilenir. Akraba ve komşuları bu sırada gelini odasına bırakırlardı.
5. Kına Gecesi
Önceleri çarşamba günü akşamı, günümüzde ise cumartesi günü akşamı kız evinde sabaha yakın sona eren “kına gecesi” yapılır. Kına gecesi düğünün en hareketli ve eğlenceli kısmıdır. O gece kızın evine akrabaları, komşuları toplanırlar. Erkek evinden birkaç erkekle birkaç kadın da kız evine gider. Eskiden kına gecesine erkek evinden de kadınlı, erkekli kalabalık bir grup giderdi.
Kına gecesinde çalgılar çalınıp horon ve çifte telli oynanır. Oyun esnasında genellikle kemençe çalınır. (Şayet kemençe çalacak birisi yoksa teypten kemençe kaseti çalınır) Horona girenler bir kadın bir erkek şeklinde olurlar. Kadınların kendi aralarında, erkeklerin de kendi aralarında horon oynadıkları düğünler de yaygındır. Kızın başına kırmızı bir tülbent örtülerek orta yere getirilir. Gelinle beraber damadın serçe parmağına kına yakıldığı bu gecede, gelinin eline kınayı bir kez evli ve kocası yaşayan bir kadın yakar. Eskiden kıza kına gecesinde bahşiş toplanırdı. Bu gece kızın ailesine ve arkadaşlarına bir veda niteliği taşıdığından kına yakma sırasında gelini ağlatmak için maniler, türküler ve ilâhîler söylenir:
Kına Gecesinde Gelin Ağlatmak İçin Söylenen Türkü
Ben gidiyorum canım anam yola bakarak
Toplansın bütün komşular kınam yanacak
Gidiyorum canım anam kal güle güle
İnsan evladını anam verur mi ele
Daha gülmez anam kara meğilum
Yarun akşam gelmeyun dostlar burda değil
İşte gidiyorum anam karalar bağla
Işığı sönmüş odamda oturda ağla
Yol bulupta gelemem anam özlesem seni
Dokuz ay gezdurdun anam koyiverdun beni
Yollarım çok uzak anam nerden geleyim
Kader güldürmedi beni nasıl güleyim
İşte gidiyorum anam ev size kalsın
Doğan kız evlatlarını Allah’ım alsın
Dışarıya çıkma anam yel yıkar seni
Erkek oğlun olsam anam vermezdun beni
Kaldurdun eteğumi anam koydun belume
Kızkardeşum yok ki anam koysun yerime
Yakın olsam bile anam çoktur yokuşum
Küçük yaştan beri anam yuvasız kuşum
Saçumun telleri anam çok çok incedur
Benum burada kalacağum sırf bu gecedur
Artık gidiyorum anam yüküm çok ağır
Mezara inerken anam beni de bağır
Gidiyorum canım anam daha gülemem
Hasta olsan bile anam geri dönemem
Çıktım dağ başına anam çıran yanmadi
Döndüm baktum etrafuma kimsem kalmadi
Çıkarsun kapiya anam kaldi izlerum
Tey yolla anam peşume yoli gözlerum
Gülmek benden uzak anam dert duruyorum
Ananuzdan sade ben mi ayrılıyorum
Sana da gel derdum anam yol bilmezsun
Perdesi çekuk odama kimse girmesun
Dağlarun karından anam daha serinum
Bundan sonra canım anam misafirinim
Uzak olsa bekle tez biter yollar
Hakkınızı helal edin tüm komşular
Ayrılıyorum evimden yaram çok derun
Yatağımla yorganumi camiye verun.
Ayrıca horona katılan genç kız ve erkekler birbirlerine atma türkü atarlardı.
Kız tarafı:
İste beni babamdan,
Bakalım ne diyecek,
Eğer Müslüman ise,
Beni sana verecek.
Erkek tarafı:
Yavrum saçların sarı
Anan kocakarı
Ananı razı eyle
Bende babanı.
Kız tarafı:
Değirmenun oluği,
Tikinedur tikine,
Çok açma ağzuni,
Sıçan düşer içine.
Erkek tarafı:
Elume çifte kürek,
Karuşturdum furuni,
Çok açma ağzuni ,
Kırarım muncuruni.
Kız tarafı:
Sen karşıda ben beri,
Atma diyelum atma,
Senun türkileruni,
Benim türkülerume katma.
Erkek tarafı:
Öyle sözler diyorsun,
Hepisi ağlamakluk.
Sizin köyün kızları,
Ahıra bağlamakluk.
Kız tarafı:
Bizum yayla yakındır.
Gül menekşe bol olur.
Bizim sulardan içen,
Biz gibi güzel olur.
Kınaya, erkek tarafından gelen kişilere “saysanacı” denir. Yemekten sonra kemençe çalınır, karma horon oynanır. Türkü atışmaları olur. Kemençeci, kemençe çalarken, çalmayı aniden durdurur. Buna “kemençe bayıldı” denir. Kemençeci bahşiş almadan kemençe çalmaya başlamaz.
6. Düğün
Düğün, kına gecesinden bir gün sonra yapılır. Erkek evinde hazırlıklar tamamlanır. Bunların başında yemek pişirme ve ev temizliği gelir.
Davetliler, gelin almaya gitmek için saat dokuzdan itibaren oğlan evinde toplanmaya başlarlar. Davetlilere yemek ikram edilir. Düğünler genellikle içkisiz olur. Bazı köylerde mevlitli ve ilahili olur. Nadiren de olsa içki içilen düğünler de vardır. Ancak düğün sahibi açıktan böyle bir ikramda bulunmaz. Bazı salon düğünlerinde içki ikram edilir. Salon düğünlerinde kemence çalınıp horon oynanır ve müzik eşliğinde dans edilir. İlçe merkezinde mevlitli ve sohbetli salon düğünlerine de rastlandığı olur
Köyde yapılan düğünlerde ise gelen davetlilere 10.00-13.00 saatleri arası yemek verilir. Eskiden düğün yemeği şu şekilde olurdu: İlk önce aşçı çağırılırdı. Aşçıya üç gün öncesinden haber verilirdi. Yemek malzemelerini erkek tarafı temin ederdi. Bir gün bir gece sabaha kadar yemek pişerdi. Tatlılar da üç gün öncesinden yapılırdı. Yemeklerde genellikle baş köşe “yağlı-ballı” adı verilen yemeğindi. Bu yemek, kabuksuz ve öğütülmüş buğdaydan yapılırdı. Buğday üç kuvvetli genç tarafından sabaha dek vurulurdu (dövülürdü). Hamur haline getirilmiş olan yemeğin hazırlanışı öz olarak bu idi. Düğünde isteğe göre üzerine bal, yağ serpiştirilerek servis yapılırdı. Zaten adı da buradan gelmektedir.
Ayrıca düğünlerde şekerle unu suda iyice pişirip üzerine eritilmiş yağ dökerlerdi buna “balüze” denir. İyice pişirilmiş, dövülmüş buğdayın üzerine yağ döküp servis yapılırdı. Buna da “herse” adı verilir. Bundan başka dövülmüş ve iyice pişirilmiş olan buğday sahanlara konulur, bunların üzerine yağda kavrulmuş soğan dökülürdü. Bunların yanı sıra hoşaf, kuru fasulye, pilav, sarma vb. yemekler de yapılırdı.
Günümüzün düğünlerinde genellikle çorba, pilav üstü döner, ayran, baklava ikram edilmektedir. Zenginlerin düğünlerinde ise inek ve koyunlar kesilip kavurma yapılır, pilavla birlikte konuklara ikram edilir. Düğünlerde yemek çeşitlerinin fazla olmasına özen gösterilir. Düğünün zenginliği ona göre değerlendirilir.
Öğle namazından sonra gelin almaya gidilir. Önceleri gelin almaya atlarla gidilirdi. Atın beyaz renkte olması çok önemliydi. Gelin beyaz giysili olduğu için atın da beyaz olmasına önem verilirdi. Gelin atı renkli yazmalarla süslenirdi.
7. Gelin Alma
Erkekler önde kadınlar arkada davul, zurna, kemençe eşliğinde düğün alayı gelini almak için yola koyulur. Oğlan evinden çıkan kadınlı erkekli gelin alıcılar silah atarak kız evine yaklaşırlar. Kız evine gelindiğinde silah sesleri artar. Düğün alayı kız evinde, kız tarafının ileri gelenlerince karşılanır. Gelin alıcı çok uzaktan gelirse onlara yemek verilirdi. Bazı köylerde kız almaya gelenler, kız evinin bahçesindeki bir ağacın dalına yumurta bağlar, sonra da ipin ucuna bağlanan yumurtayı tüfek veya tabanca ile kırarlardı. Sonra da gelin kız alınırdı
Günümüzde ilçe merkezi ve bütün köylerde gelin almaya araba konvoyu ile gidilmektedir. Erkek evine davetliler ya kendi arabaları ile ya da hususi araba tutarak gelmektedir. Yemekten sonra konvoy halinde topluca kız evine gidilir.
Gelin arabası süslenir. Düğün sabahında gelin, oğlan tarafından gelen bir araba ile kuaföre götürülür. Düğün alıcı gelmeden önce gelin hazırlanır. Gelin genellikle gelinlik giyer. Eskiden gelinlik yerine elbise giyilirmiş. Nadir de olsa bazı köylerde çarşaf giydiği de olur. Düğün günü damada “damat tıraşı” yapılır.
Gelini kız evinden almak için, damat evinden kız evine kadar yarış yapılır. Kızın evine ilk giden araba, kız evinde hazırlanmış olan bir tepsi baklavayı alır.
Gelin, evden kayın-peder veya büyük kayın tarafından, gelini hazırlayana bahşiş verilerek, çıkartılır. Buna “baş bağlama parası “adı verilir. Gelin evden çıkarken koluna iki kadın girer. Bu kadınlardan biri erkek tarafından olur. Kapı önüne getirilen gelin orada bir müddet bekletilir. Kızın erkek kardeşi veya bir yakını kapıyı silah veya bıçak ile keser. “Kapı parası” denilen bahşiş alınmadan gelinin kapıdan dışarı çıkartılmasına izin verilmez. Ayrıca bahşiş olarak damat tarafından kız tarafının erkeklerine bir koç veya bir koç parası verilir.
Gelin, ata amcası veya dayısı tarafından bindirilir. İki havluyu birbirine bağlar atın boynuna asarlar. Gelinin bacaklarını kimse görmesin diye ayaklarının üzerine peştamal örtülürdü. Peşinden gelen iki, üç kadın da at ile alınırdı. Atlar erkek evi tarafından gönderilirdi.
Gelin, babasının evinden çıkarken damat tarafından gelenler, evin saçaklarını kurşun yağmuruna tutarlar. Bazen saçağın düştüğü de olurdu. Günümüzde gelinin peşinden gelenler için oğlan evi tarafından araba gönderilmektedir .Kız evinden gelenler gelini yeni evine yerleştirirler ve orada düğün yemeği yerler. Damat kimi zaman gelini almaya gider, kimi zaman da gelini evin önünde karşılayıp arabadan indirirdi. Gelin alayı, geri dönerken kızın tarafından olan gençler arabanın önünü keser ve bahşiş isterler. Buna yol kesme denir. Bahşiş miktarında anlaşamazlarsa iş kavgaya kadar varabilir. Çoğu zaman erkek tarafı çabucak anlayış gösterir, gerekli bahşişi vererek yolun açılmasını sağlar.
Gelin, babasının evinden çıkartıldıktan sonra düğüncü giden arabalardan damadın evine ilk gelen arabaya bir sini baklava verilir. Bunun nedeni gelinin evinden çıktığı ve gelmek üzere olduğunun müjdelenmiş olmasıdır.
Gelin alayı oğlan evine geldikten sonra gelenek gereği bolca mermi atılır. Bu gelenek son zamanlarda tehlikeli ve pahalı olduğu gerekçesiyle kaldırıldı.
Her damadın ve gelinin gerdek gecesi hakkında bilgi veren bir sağdıcı vardır. Damadın sağdıcı genelde evli olan amca oğlu veya yakın bir arkadaşıdır. Sağdıç, damadın arkadaşları tarafından kaçırılmasına engel olmak için damadın yanından hiç ayrılmaz. Damadın nerede olduğunu yalnızca o bilir. Şayet damat kaçırılırsa bahşiş karşılığında serbest bırakılır. Damadın sağdıcına “babalık” kıza yol gösterene ise “analık” denir. Evli olmayan kişilerden sağdıc yapılmaz.
8. Gelin Eve Geldiğinde Yapılan Uygulamalar
Damat, gelini almaya kızın babasının evine gitmemiş ise, gelini kapıda karşılar ve arabadan indirir. Gelin eve girerken kayınvalidesi tarafından başından aşağı arpa,fındık,ceviz,bozuk para ve şeker dökülür. Yine gelin eve girerken ayağının altında bardak kırdırılır. Gelinin başından aşağı dökülenler gelinin bolluk ve bereket getirmesi; ayağının altında kırdırılan bardak ise doğabilecek uğursuzluk ve anlaşmazlıkların giderilmesi içindir.
Gelin, eve girdikten sonra damatla beraber yüksek bir yere çıkartılarak para takma ve hediye merasimine geçilir. Gelin ve damada bu esnada para ve altın takılır. Kimin ne hediye taktığı ortacı denilen görevli biri tarafından duyurulur.
Kız erkeğin evine girerken kız evinden gelenler kıza bir bakır kap verilmesini isterler. Kabı kızın eline verirler. Yemek yapmayı sevsin diye gelini mutfağa oturturlar.
Önceleri gelin eve girerken ahırda bulunan bir hayvanın bağı getirilip kaynana tarafından geline verilirdi. Bağı getirilen hayvan gelinin olurdu.
Gelin eve gelince yeni nikahlılar kırk gün eve alınmazdı. Yeni nikahlının gelini basacağı ve gelinin çocuğu olmayacağına inanılırdı. Kızın bir erkek akrabası gelinin yanına oturur ve gelinin kucağına tabanca koyardı. Damadın tarafından biri onun cebine para kor, o da tabancayı alıp kalkardı. Daha sonra gelinin erkek çocuk doğurması için kucağına bir erkek çocuk konurdu. Gelin de çocuğun başına bir mendil koyar ve çocuğu kucağından alırlardı. Sonra gelin bir odaya alınır, kaynana tarafından yüzü açıldıktan sonra bahşiş verilir ve yüzü tekrar kapatılırdı. Gelin yüzü kapalı olarak otururdu.
Gelin hediye takanlara çeyizinden tülbent, mendil, oya gibi şeyler verir. Takı merasiminin bitiminden sonra düğüncüler dağılırlardı. Eve çağırılan imam, imam nikahını kıyar. Nikahta şerbet dağıtılır. Bu şerbetten gelin ve damada içirirler. Şerbet içirildikten sonra gelin damadın ayağına basarsa evde gelinin sözü geçeceği inancı yaygındır. Şerbet içildikten sora düğün merasimi tamamlanmış olur.
Damat, gerdek zamanına kadar sağdıcın koruması altında başka bir yerde kalır. Yatsı namazından sonra gerdeğe girilir. Gerdek gecesi ev boşaltılarak damat ile gelin yalnız bırakılır. Damat geline yüz görümlüğü takarak yüzünü açar. Gelinle damat iki rekat nafile namazı kılarlar.
9. Cumalık
Ertesi sabah “cumalık” günüdür. Sabahleyin gelin kayınpederinin, kaynanasının ve evdeki büyüklerin elini öper. Bu esnada ona bahşiş verilir.
“Cumalık” adı verilen geleneğe göre kız tarafından bir grup, damadın evine gelir. Gelin o gün tekrar tellenip duvaklanarak bir yere oturur, hısım, akraba ve köy halkı gelini görmeye gelirdi. Misafirlerin yanına çağrılan damat, iki arkadaşı ile birlikte misafirlerin yanına gider. Arkadaşları, damada yapılabilecek şakalardan korumaya çalışırlar. Damat hazırlanan sandalyeye oturur, baldız ve enişteye, iki arkadaşına da birer mendil verilir. Damat bir zarfın içine koyduğu parayı sandalyenin üzerine bırakarak oradan ayrılırdı. Bundan sonra misafirler müzik eşliğinde eğlenirlerdi.
Gerdek gecesindeki çarşaf sabahleyin “alay” adı verilen grupla gelinin yakınlarına gösterilir. Çarşaf göstermenin amacı bekaretin sağlamlığını ifade etmektir. Bazen gerdek sabahı damadın beyaz gömlek giymesi gerdek gecesinde bir sorun olmadığını ifade etmek içindir. Kız bakire çıkmamış ise sabahleyin baba evine gönderilirdi.
Cumalık günü eğlence sırasında atma türküler atılırdı. Eğer alay kalabalık gelmişse onlara şöyle bir türkü atılırdı:
Alaylar fazla geldiniz
Hepiniz hoş geldiniz
Birer birer baş olunmaz
Hepiniz hoş geldiniz
Gelin tarafıyla damat tarafı atışır, damat tarafı gelin alayını alt etmek için şöyle söylerdi:
Bizim derenin başı
Sizin dereye karşı
Ya bakın kızınıza
Islak değil mi başı.
Günümüzde “cumalık” denilen bir âdet yoktur. Hısım, akraba ve komşular geline bakmaya ve hediye getirmeye sonraki günlerde giderler. Bu esnada herhangi bir şenlik düzenlemezler. Cumalık günü kız, erkek horon eder ve türkü atışırlar.
Erkek:
Pencere kanat kanat,
E kız odanı donat.
<p class="baslik1" style="FONT-SIZE: 11pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FO